Herkese gönülden bir merhaba diyerek başlayalım sözlerimize.
Söz Türkçedeki en sihirli kelimelerden bir tanesidir belki de. Kim bilir.
Çünkü söz dile geliş biçimiyle insanda ki özü ortaya çıkarır. Söz ya sergilenen özdür ya saklanan özdür ya da sırlanan özdür. İki dudaklarımız arasından çıkan her cümle insanın özünü sergiler. Kısacası üslubu beyan, sözün neyse özün de odur.
Şairler ve yazarlar sözleriyle kendilerinin ve içinde bulundukları toplumun özünü sergilerler istemeden de olsa. Bundan kaçamazlar.
Peki, biz görmezden mi duymazdan mı geleceğiz?
Tatbikîde hayır. Sözlerimizle kalemlerimizle kelimelerimizle kendi öz duruşumuzu sergileyeceğiz. Fakat durum acil olduğun da eylemi kelamın da kalemin de önüne koymaktan geri durmayacağız. Eğer bir yöneticinin gözüne koltuk tozu kaçmışsa onun artık kendi ulusunu tanıma imkânı yoktur. Yöneticiye kim olduğunu hatırlatacağız. Zira Emr olunan ayetlerde bu zikr edilmiştir. Kuvvetimizi de bunlardan alarak hareket edeceğiz.
Teşekkür etmeyi unutan bir nesil ile karşı karşıyayız. İnsanlar her gün atomun küçük parçaları gibi ayrılmakta sebepsizce birbirlerinden. Tehlike çığ gibi büyüyor habersiz.Kim, nerde ve nedensiz. Ne demek istediğimi anlamak istiyorsanız bir gün çıkın sokağa kalabalıklar içinde ki yalnızlıkları görün. Büyük mahşeri kalabalıklar fakat hepsi de bir birinden habersiz.
Sevgisizlik. İnsanlar birbirini sevmekten aciz. Çünkü artık insana hissi değil de nefsi hükmetmeye başlamıştır da ondan. Herkes fikrini kabul ettirme gayreti içerisinde. Ben nasıl düşünüyorsam karşıda ki de aynı düşünmesi modunda. Oysa fikir özgürlüğünün modern çağını yaşarken düşüncelere hükmetmek ne kadar da acizlik değil mi? Oysa insanları olması gerektiği gibi değil de olduğu gibi kabul etmek gibi bir erdemlilik varken.
Özünden bir haber yaşayan yetiştirilen bir topluluk. Tehlike büyüyor herkesten habersiz.
Fakat bu nereye kadar? Öyle ya bunun da bir sınırı olmalı. Buna bir dur demeli insan.
Sevgi bir ülkü, bir devrim sonu olmayan bir başlangıçtır. Sevgisiz bir toplum modern çağın kölesi olmaya mahkûmdur. O nedenle sevgisiz yetiştirilmiş bir nesilden şefkat, merhamet, saygı beklemek yerine sevgiyle bir nesli yaşlandırmak olmalı en büyük gayemiz. Sevgi cennete atılan ilk adım medeniyete atılan son imzadır. Unutmayın ki bu hayatı sevdiğiniz kadar yaşarsınız. Son sözü ise rahmetli Neşet Ertaş’a ait olan “ Gel sevelim sevileni seveni Sevgisiz suratlar gülmüyor canım” diyerek noktalamak gerekiyor. Muhabbetlerimle Vesselam.
Muzaffer Yayar










Yorum Yazın