© Aksaray Meydan 2020

Aksaray Eğitime Destek Platformu’ndan öğrencilere tavsiyeler

​Yeni eğitim-öğretim döneminin milletimize hayırlar getirmesi en büyük temennimizdir diyen, Eğitime Destek Platformu Başkanı Kuddusi Bakar şu açıklamalarda bulundu.

Bakar; Eğitimin bir nihayeti olmadığı, beşikten mezara devam ettiği ve hemen herkesin de bir şekilde (öğrenci, öğretmen, veli, esnaf, akademisyen vb.) eğitimin paydaşı olduğu düşünüldüğünde, bilhassa da eğitimin temel sermayemiz olan insanı şekillendirmekteki önemi göz önüne alındığında, hepimiz eğitim sisteminin bir parçasıyız. O nedenle eğitimin en doğru, en sağlıklı şekilde yürütülmesinde mutlaka inisiyatif almak zorundayız.

​Bugün gelinen noktada Milli Eğitimle ilgili fiziksel ihtiyaçların çok büyük oranda karşılandığı, devletimizin ve hükümetlerimizin genel bütçeden eğitime ayırdığı payın devasa rakamlara ulaştığı bilinen bir husustur. Gerek Bakanlık gerekse de yerel yönetimler düzeyinde eğitime yapılan yatırımlar göz kamaştırıcıdır. Bu konuda emeği geçen herkese istisnasız teşekkür etmeyi bir borç biliyoruz. Diğer taraftan eğitimin bir başka önemli ayağı da eğitim içeriğidir. Çocuklarımızın ve gençlerimizin ne tür bir eğitim aldığı ya da alması gerektiği konusu daima canlı tutulmalı ve en doğruya ulaşmanın yolları aranmalıdır. Bu bir yandan gelişen teknolojinin ortaya çıkardığı yeni durumlar ve diğer taraftan da yaşanan sosyo-ekonomik değişimlerin dayattığı bir zorunluluktur.

​Bu bağlamda tespit edebildiğimiz bazı hususları ve önerilerimizi kamuoyuyla paylaşmayı bir görev olarak addediyoruz:

​Yaparak ve yaşayarak öğrenme yöntemi yaygınlaştırılmalıdır.  Eğitimin sosyal hayatın içine doğru taşınması sağlanmalı; şehrin kültürel, manevi, mimari vb. mekanları ve unsurları ile eğitim takviye edilmelidir. Yalnızca okul binalarına sıkıştırılan bir eğitim modeli terkedilmelidir. Kendi şehrini ve kültürünü tanıyarak yetişen gençlerimiz kendi dünyalarını inşa ederken yollarını şaşırmayacak, yabancı kültürel etkilerden kendilerini koruyabileceklerdir.

​Öğrencilerin kişisel ilgi ve yeteneklerinin mutlaka ölçümü ve takibi yapılmalıdır. İlkokuldan itibaren bilimsel testler uygulanmalı, yetkin eğiticiler tarafından bu testlerin analizlerine göre öğrenciler gerek bilişsel gerekse de mesleki anlamda yönlendirilmeli; okullarda atölyeler oluşturulmalıdır. Bu konuda yalnızca Milli Eğitim Bakanlığının değil sivil toplum kuruluşlarının da ciddi ve nitelikli çalışmalar yaparak inisiyatif alması ve bize özgü modeller geliştirmeleri zaruridir. Ancak bu şekilde eğitim sistemimizi Fulbright vb. prangalardan kurtarmak, gerçek anlamda millileştirmek mümkün olacaktır.

​Eğitim müfredatı makul bir düzeyde kamuoyunun eleştiri, öneri ve değerlendirmelerine açık tutulmalıdır. Bu sayede hem ders kitaplarında bazen karşımıza çıkan saçmalıklar, ahlaksızlıklar ve bilimsel yetersizlikler önlenebilir hem de kamu kaynakları bu tür yanlışlıklar nedeniyle israf edilmemiş olur. Diğer taraftan bilgiye erişimin geçmişe göre çok daha kolay hale geldiği dijitalleşmiş bir dünyada sabit müfredat/ders kitabı yaklaşımının da rehabilite edilmesi noktasında ortak bir arayış geliştirilmelidir.

​Akademik başarıyı önceleyen anlayış sorgulanmalı, öğrencilerin kültürel, sanatsal ve sportif alanlarda da kendilerini keşfetmeleri için müfredat geliştirilmelidir. Kültür, sanat ve spor dersleri için yeterli öğretmen istihdamı gerçekleştirilmeli, ilkokullarda beden eğitimi derslerini branş öğretmenleri vermeli, ortaokul ve lise düzeyinde resim ve müzik/sanat dersleri asla ihmal edilmemelidir. Bu konuda milli eğitim müdürlükleri yetkin kültür ve sanat adamlarıyla ve STK’larla işbirlikleri geliştirmelidirler.

​Eğitimin birinci önceliği iyi insan yetiştirmek olmalıdır. İyi insanı yetiştirmenin sağlayacağı katma değerin önemi iyi kavranmalıdır. Geleceğimizi inşa edecek ve aydınlık kılacak olanlar, milli ve manevi değerlerine bağlı, içinde yaşadığı topluma aidiyet hisseden nesillerdir. Bu aidiyet bağını kuramadığımız takdirde gençlerimizin kendi geleceklerini başka yerlerde aramalarını engelleyemeyiz. Aidiyet bağını kurmanın yolu, çocuklarımızın kendi ülkelerinin, milletlerinin ve inançlarının hikayeleri ile büyütülmesinden geçmektedir. Böylece gençlerimiz kendi hikayelerini kendileri yazabileceklerdir.

​Eğitimin paydaşları arasında sağlıklı iletişim kanalları oluşturulmalı, ortak aklın işler hale gelmesi sağlanmalıdır. Bilhassa eğitim alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, eğitim camiası ile yakın ilişki içinde olmalı, ortak projeler yapmak ve uygulamak suretiyle eğitimde kamu-STK işbirliği yaygınlaştırılmalıdır. Eğitim yılı içinde nitelikli ve tematik çalıştaylar öngörülmeli; sorunlar yerinde ve zamanında tespit edilerek doğru çözümler geliştirilebilmelidir.

​Sivil toplum kuruluşları da ödevlerine çalışmalı, sivil, yaygın ve yaşam boyu öğrenme alanlarında teknolojinin imkanlarını da kullanmak suretiyle nitelikli içerikler üretmelidirler. Bugün sosyal medya üzerinden adeta yalnızlığa ve hiçliğe terk edilen gençlerimizin potansiyelleri doğru içeriklerle ülkemize ve insanlığa değer katacak alanlara yönlendirilmelidir. Gençlerimizin teknolojiyi kullanma yeteneğinin doğru alanlara kanalize edilmesi onların değil bizim sorumluluğumuz ve ödevimizdir.

​Bilhassa kişiliğin ve karakterin büyük oranda şekillendiği ilkokul seviyesinde pedagojik formasyon sahibi ve bu değerleri içselleştirmiş öğretmenler eliyle çocuklara dini ve milli değerler eğitimi verilmeli; adab-ı muaşeretten sosyal yaşamın en basit gereklerine kadar çocuklarımız donatılmalı ve özgüvenli bir şekilde yetiştirilmelidir. Yabancı kültürel öğeler eğitim öğretimin hiçbir kademesinde model olarak öğrencilere sunulmamalıdır. Bizim tarihimiz ve kültürümüz başka bir şeye ihtiyaç hissetmeyecek derecede rol model örneklere, şahıslara ve hikayelere sahiptir.

​Öğretmenlik mesleğinin itibarı her durumda korunmalı ve öğretmenler kendi kişisel gelişimlerini sağlamaları için özel olarak teşvik edilmelidir. Öğretmenlerimiz bilhassa ilkokul düzeyinde velilerin baskı ve çok bilmişliğinden kurtarılmalı, velilerden kaynaklanan ödev verilmesi ve test yapılması baskısına karşı öğretmenlerimiz idari anlamda korunmalıdırlar. Öğretmenlik bizim kültürümüzde peygamber mesleği olarak değerlendirilir, o nedenle hem öğretmenlerimiz görevlerini bu hassasiyetle yerine getirmeli hem de eğitimin diğer paydaşları öğretmenlerimizin icra ettikleri göreve gereğince saygılı olmalıdırlar.

​Bu vesileyle Eğitime Destek Platformu olarak tüm eğitim camiamıza yeni dönemin hayırlar ve bereketler getirmesini diliyoruz.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER